31 Mayıs 2013 Cuma

Okul Gezilerinin Aranan Yıldızıydım


Eminim herkes hayatında en az bir kez okul gezisine katılmıştır. Ya da tur şirketlerinin düzenledikleri tur programlarına dahil olmuştur.

Bu turların birçok vazgeçilmez yanları vardır. Sevilen arkadaşla saatlerce yan yana oturma ve laklak etme imkanı ilk akla gelenlerdendir. Laklak dışında, yol boyunca hoplanır zıplanır, sürekli yolluk diye yana alınan abur cuburlar yenir. Otobüs içinde ikramlar döner. Kimisi evden getirdiği poğaça, böreklerden tüm otobüs ahalisine ikram ederken, bir kısım kişiler ise kendine müslüman tavrıyla tüm hamur işlerini kendileri yerler. Tabii otobüsü saran ağır koku yüzünden epey bir ah alır bu kişiler.

Bir de mandalina, muz, salatalık gibi kokulu meyveyi kendine kadar getiren tipler vardır ki işte onlar bir kaşık suda boğulasıdır. Otobüsü saran kokulardan can çeker, bir taraflar şişer.

Binbir heves ve enerjiyle başlayan tur, dönüşte enerjisi tükenmiş, bitap insanlarla dolar. Hatta okul turlarında nice platonik aşklar, sevilen adamın ya da kızın ağzı açık biçimsizce uyurken görülmesiyle habersizce son bulmuştur.

Okul hayatım boyunca okulumda düzenlenen turların vazgeçilmez elemanlarındandım. Nevşehir, İstanbul, Ankara ve İzmir'e düzenlenen birçok gezide yerimi almıştım.

İlk uzun mesafe okul turumu hatırlıyorum da hala dün gibi aklımda. Halbuki yaşım epey ufaktı. Kapadokya turuna gidiyorduk sınıfça. Annem o zamanlar o kadar uzun mesafeye nasıl yollamış şuan şaşırıyorum, belki de izin alabilmek için ne çirkeflikler yapmıştım.

16 saat saati yolculuk. (Sadece gidiş) Yanımda sınıftan en yakın arkadaşım, Kodak filmli fotoğraf makinam (o zamanlar yoktu tabii dijital teknoloji) ve sigara böreklerim vardı. Konya'da durduğumuzu hatırlıyorum. Etli ekmek yemiş, Mevlana'nın türbesini ziyaret etmiştik. Bir de dilencilerin saldırısına uğramıştık. 13 yaşındayız neticede, dünkü bebeyiz neyin sadakasını istiyorlarsa.

Kapadokya'ya vardığımızda ise 4 yıldızlı otelde kalmıştık. Otelde yabancı turistler çoğunluktaydı. Daha ergen yaşlarımızda olduğumuzdan ayarsız enerjimizle dolanıyorduk etrafta. Tam pansiyondu otel. Bedava yemekleri duyunca epey coşmuştuk. Daha sonra ise içeceklerin fiyata dahil olmadığını öğrenmiştik ve o zamanın parasıyla 1 şişe kolaya 2,5 tl veren arkadaşlar olmuştu. Evlat acısı gibi oturmuştu içlerine.

Diğer aklıma kazınan anıysa, ekmeği elimle kestim diye üzerime yürüyen Alman teyzeydi. Bezle tutup öyle kesecekmişim. Daha 13 yaşında olmamın verdiği ürkeklik ve tek kelime Almanca bilmememin mahcubiyetiyle epey bir korkmuştum.

Hayatımda gittiğim ilk uzak mesafe olması ve peri bacalarının o eşsiz görüntüsü ise hala aklımda. Gene Ihlara Vadisi, Yer Altı Şehirleri ve eski dönemlerden miras kiliseler ise etkilendiğim diğer mimari / doğal oluşumlardandı. O kadar fotoğraf çekmeme rağmen filmli fotoğraf makinesinin gafletine uğramış, tüm fotoğraflarım yanmıştı. Gelince üç gün sinirden ağlamıştım.

Şimdi ise tekrar Nevşehir'e gitmek ve yeniden oraları görme isteğiyle yanım tutuşuyorum. Bu kez yanıma tüm fotoğraf makinası, kamera gibi tüm dijital cihazları alıcam. Belki Kapadokya'ya gittiğimde bu kez balona bile binebilirim.

(Dip not: 1.000 izleyiciyi geçtim şaka maka, tüm blog takipçilerime teşekkür yazısı elbette yazıcam vakit bulduğumda. Çok yakında...)


0 kişi ahkam kesmiş: