2 Mayıs 2018 Çarşamba

Soğuk Havalara Karşı Sıcak Tavsiyeler


Çok uzun bir aradan sonradan tekrardan buradayım. İş güç koşturmacadan sonra nihayet inzivaya çekilip iki kelam edecek vakti buldum blogumda.

Şu aralar malumunuz havalar çok şuursuz. Bir sıcak bir soğuk derken insan da bırak yazı yazmayı kolu kaldırmaya takat bırakmıyor. Bitmeyen bahar yorgunluğu yapmışlar desem yeridir.

Diğer yanda blogumu yeni bir platforma telaşı içerisindeyim. Genel itibariyle hem görünüm hem de işlevsel olarak oldukça eskidi. Hem kendimi daha ayrıntılı hem de yazılarıma yer verebileceğim bir blog var aklımda. Ama şuan tasarı aşamasında uygulamaya tam anlamıyla dökülmüş değil. Tam anlamıyla yayına geçince sosyal medya hesaplarımda da duyuracağım zaten.

Havalar dengesiz demişken bu aralar soğuk havalara kalkan olarak mercimek çorbasını kullanmaya başladım. Hem işte hem de evde sürekli çorba içer haldeyim. Alt tarafı çorba dahi olsa her yemek gibi çorbanın da küçük nüansları var tabii. Bu aşamada ise en büyük yardımcım Yemek.com sitesi. Merak etmeyin sayfamın konseptini yemek bloguna çevirme derdinde değilim. Sadece paylaşmak güzeldir diyerek sizi bu dengesiz havalarda limon eşliğiyle tüm hastalıklardan koruyacak ve gün boyu tok tutacak, besleyici mercimek çorbası tarifini kendimce vermek istedim.

Mercimek çorbası hazırlarken en önemli nüanslardan biri un koymak. Soğanları yemeklik doğrayıp yağ ile buluşturunca (ay çiçek yağı tercih ediyorum ben) üzerine az da un kavurdunuz mu çorba kıvamdan geçilmiyor. Sonrasında çorbanın yandaşları havuç ve patates geldi sıra. Her ikisini de büyük büyük, gelişi güzel doğrayabilirsiniz. Sonrasında çorbaya da adını veren ve öncesinde bolca suyla yıkadığınız assolistimiz mercimeği yemeğe katabilirsiniz. Üzerine de 6 su bardağı sıcak suyu (1 bardağı et suyu da olabilir) ekleyin. Sonrasında tuz ve karabiberi ekleyin ve havuçlar yumuşayıncaya kadar pişirin. Sonrasında blendırda geçirin. Sonradan afiyetle için. Bu kıyağımı da unutmayın. :)

Çorba demişken yemek olayında da pratik yemek tariflerini araştırıyorum bu ara. Çalışan kadın olup evde geçirilen azıcık zamanı da yemeğe ayırmak oldukça zor. Hem iş hem ev işleri hem de üzerine çocuk bakanlar bence insan üstüler. Annem de vaktinde tüm bunları nasıl aynı anda yapmış hayret ediyorum. Anne olmak zor zanaat diyor tüm annelerin anneler gününü kutlarken yazıma son veriyorum. :)







6 Kasım 2017 Pazartesi

İzdivaç Can Simidi; DüğünBuketi.com


Bitmeyen düğün dernek yapmışlar derlerdi de inanmazdım. Nereden çıktı bu düğün mevzusu derseniz. Son zamanlarda bolca duymaya başladığım bir izdivaç sitesi DugunBuketi.com ama öncesinde anlatılacak başka şeyler var. Kış mevsimine sayılı gün kalmışken eş dost ısrarla söz, nişan ve düğünlere devam ediyor sayın seyirciler. Biz sıramızı savmış, eleğimizi asmışken bitmeyen düğün dernek sezonunda sürüklenmeye devam ediyoruz. Nereden çıktı bu isyan dediğinizi duyar gibiyim lakin isyan etmeyecek gibi de değil a dostlar. Düğünde eğlenmesi iyi hoş da düğün şehir dışında olunca yol yorgunluğu, kalacak yer derdi, bilmediğiniz yerde bilmediğiniz kuaförlere kurbanlık koyun misali saçlarını korka korka emanet etme hissiyatı. İşte tüm bunlar birleşince küçük çaplı gerilim filmine dönebiliyor hayatınız.

Geçtiğimiz hafta sonu bu senenin bilmem kaçıncı nikahına katılmış bulunduk. Yakın dostlarımızın düğününüde iadeyi ziyarette bulunurken atalarımın köçekliğinden gelebileceği antropolojik şüpheler doğrultusunda epeyce bir göbek attım, gerdan kırdım. Bu sefer düğüne daha bir canı gönülden katıldım diyebilirim. Zira İzmirli gelin olmasam da İzmir'den gelinim ben de kendi çapımda. Eksik kalacak değildim ya. Damat tarafı olunca kızı aldık tey tey nidalarıyla dolandık durduk tüm gece. Hoş gelinimizi de daha önceki aylarda evimizde misafir ettiğimizden yabancı değil, o da bizden biri oldu.

Diğer yanda İzmir'de düğüne katılmak beni kendi düğünümüze götürdü. Nostaljik bir tat bıraktı damaklarda. İzmir'de evlenip İstanbul'a yerleşince burnumun direği sızladı İzmir İzmir diye. Koskoca 2 sene geçmiş İzmir'e veda etmemin üzerinden. Hey gidi hey. O dönemden beni takip edenler bilirler. Düğün süreçlerimin hepsine blogumda aşama aşama yer vermiştim. Kına alışverişinden tutun, davetiyesine, düğün fotoğrafçısından tutun, kuaförüne, gelin arabasından düğün mekanına, gelinliğine kadar yememiş içmemiş hepsinden bahsetmiştim. O zamandan beri sık sık düğün hazırlıkları ile ilgili mail atanlar oldu. Özellikle de İzmir'de düğün planlayanlar ağırlıktaydı. Ben de artık vakti geldi deyip harika bir düğün tavsiyesi ile aranıza döndüm. Hem de ne dönüş.


İzmir'den çok taze bir girişim; DugunBuketi.com Bakmayın İzmir'den dediğime sınırlarını aşmış. Ankara ve İstanbul'da da hizmet veriyor. Bu da neymiş ya böyle dediğinizi duyar gibiyim. DugunBuketi.com sitesi evliliğe gün sayanlar için can simidi niteliğinde online hizmet veren bir site. Sitede nişan mekanları, kına mekanları ve düğün mekanları, yemekli düğün, kır düğünü vs. kısaca o en özel gününüzde hayalinizdeki mutluluğu yaşamanızı sağlayan, en uygun düğün mekan seçeneklerini sizlere sunuyor. Sıcacık koltuğunuzda otururken dilediğiniz düğün mekanını inceleyebiliyor. Size en uygun düğün fiyatlarını kolayca alabiliyorsunuz. Sadece düğün mekanı seçenekleri ile de sınırlı değil. Fotoğraf ve video çekimine, düğün orkestrasından gelin saçına kadar tüm hizmetleri sunuyor. Hizmetlerin ayrıntılı özellikleri, (düğün mekanı kapasitesi, ışık, sahne durumu vs.) çalışma gün ve saatleri ve en önemlisi mekan ve hizmetlerle ilgili deneyimleyenlerin yorumları. Blogumda an ve an paylaştığım düğün hazırlıkları aşamaları için kapı kapı dolaştığım dönemde bu site nerelerdeymiş sormadan edemedim. Deneme yanılma yöntemi ile arayıp bulmuştum birçok şeyi. Kısaca bizim zamanımızda yoktu böyle siteler. Hey evlenecekler kıymetini bilin.




30 Mayıs 2017 Salı

Cilt Bakım Zamazingom


Eminim başlığı görünce panik olup "sen de mi Brütüs" diyerek aktüel bloggerlıktan makyaj bloggerlığına yatay geçiş yaptığımı sandınız. Nede olsa bu aralar Instagram'da herkes moda ya da makyaj bloggerı. Tabii bir yolda epey heder olan insanda var. Ancak içinizi ferah tutun çünkü makyaj bloggerlığına henüz soyunmadım. Ancak Türkiye'nin ileri gelen kozmetik alışveriş marketinin sosyal medya hesaplarını yönetince cilt bakımıdır, makyajdır, kozmetiktir iyice master degree de olmadım değil. Bir makyaj ikonu, influencer olamasam da kendi çapımda epey bir bilgi edindim diyebilirim. Sonra dedim ki bunları blogta neden paylaşmıyorum. Hem de ileride dönüp okuyabileceğim bir kaynak olur elimde fena mı?

Yaptığım işten mütevellit kişisel bakım sektörüyle boğuşurken, düne kadar makyaja dair hiç bir şey bilmediğimi de farkettim. Kozmetik ve cilt bakımı konusunda 27 sene boyunca cahiliye dönemindeymişim resmen. Şimdi hangi kozmetik markası iyi, nasıl kullanılır, içeriğinde ne olmalı ne olmamalı epey bir aydınlandım. Kendime ve bedenime duyarlı hale geldim.

Kozmetik, kişisel bakım derken, çok geç olmadan ve yaş 30'a doğru yaklaşmışken cildin daha fazla ilgi beklediğini de farketmiş bulundum. Daha gündüz - gece kremlerini sürekli kullanmasam da kendimi bu süreçlere yavaş yavaş alıştırmaya başladım. Zira cilt yaşlanınca bir daha geri dönüşü olmayacağını artık farkındayım. Ayrıca tüm gün makyaj ve cilt bakımı konusunda post paylaşırken, teoriyi pratiği de dökmeden olmazdı hani. 

Şimdi sıra geldi başlığın hakkını vermeye... Günlük cilt bakım rutinime gelirsek; işten gelir gelmez makyajımı siliyor (gün içerisinde tek makyajım; pudra, göz kalemi, eyeliner, allık, ruj) , cildimi makyaj temizleme jeli ile yıkıyorum (elbette bitkisel ürünlerle), arındırmadan sonra kendime ait yüz havlumla yüzümü kuruluyorum. Toniğimi uygulayarak nemlendiricimi sürüyorum. Bu aşamalarda en önem verdiğim şey ise bitkisel ve cildime en az düzeyde zarar verecek ürünlerle bu işlemleri gerçekleştirmek. Cildim kurumasın diye sabun içermeyen cilt temizleme ürünleri favorim. Cilt tipine göre ürün seçmekte ayrıca önemli. Zira yanlış ürün sonucu yüzünüzün sivilce tarlasına dönmesi kaçınılamaz. Cilt bakım ürünlerinde sürekli kullandığım bir ürünüm yok, Bee Beauty, Himalaya Herbals, Dirty Works, Clinique, Garnier bugüne dek kullandığım bazı markalar. Bu aralar ise Yves Rocher cilt bakım ürünlerini keşfe çıktım. Öncesinde toniklerini kullandığım markanın şu aralar cilt bakım kremlerine kafayı taktım. Ürünlerin bitkisel olması; renklendirici, paraben içermemesi en sağlıklı tarafı. Gönül rahatlığıyla kullanabiliyorum. Diğer yanda her cildin yapısına uygun bir ürün seçeneği mevcut. Cildiniz benim gibi karma, sadece t bölgeniz yağlı, diğer bölgeleriniz özellikle duştan sonra kupkuru oluyorsa Yves Rocher ürünlerine siz de bir göz atın derim. Cildi nemlendirirken yağlandırmıyor, bitkisel özlerle rahatlatıyor, Sağlıklı, genç ve zinde bir görünüme kavuşturuyor. Özetle tavsiye edebileceğim markalardan.

Gelelim sizlere. Pekii bu aralar hangi cilt bakım ürünleriyle haşır neşirsiniz? Sizlerden de cilt bakım tavsiyeleri almak isterim, Haydi bakalım pamuk eller yoruma.





9 Mart 2017 Perşembe

Güneş Gözlüğüm Olmadan Asla


8 Mart'a yetişemesem de uzun bir aranın ardından işte tekrardan burdayım.

İş yoğunluğundan ancak kaçıp bloğa sığınabildim. İşimiz yazmak olunca bloğa az mesai düşer oldu. Arayı kapatmayı kafama koydum. Umarım eyleme de dökebilirim.

Dün 8 Mart'tı malumunuz. Niyetim iki kelam etmekti lakin güne yetişemedim. Geçmiş de olsa herkesin buradan kadınlar gününü kutluyorum. Hoş kadınlar günü de neymiş, kadın bir gün değil her gün özeli savunanlardanım. Kadrimizi, kıymetimizi bilene. Çok değil, sokakta, işte, evde, okulda kısacası her yerde ve her zaman diliminde insanca tavırlara maruz kalabildiğimiz ve saygı duyulduğumuz, değer verildiğimiz bir dünya düşlüyorum. Bir çok hem cinsim gibi.

Benim 8 Mart'ıma gelirsek standart bir gündü diyebilirim. Neyse ki bana saygı duyan ve gerçekten saygı duyan bir patronum, iş arkadaşlarım ve eşim var o şanstan şanslıyım. Her günüm 8 Mart'ı aratmıyor.

Diğer yanda kadınlar gününde kimseden hediye gelmemesi ihtimalini de düşünerek (demeti geçtim bir dal çiçek bile gelmedi) az biraz da şeytana uyarak kendimi ilk kez 8 Mart'ta şımarttım. Kendime en havalısından bir güneş gözlüğü satın aldım. Doğum günümde yaklaşmışken altın vuruşluk bir hareket oldu. Ayrıca bahar geldi, güneş yüzünü göstermeye başladı malum. Ben de İzmir'den İstanbul'a konar göçer biri olarak, İzmir kadının birincil aksesuarı gözlük olmadan yapamayanlardanım. Anadan kıza geçen bir gelenek de aynı zamanda. Sağlık açısından da gözler ileri derecede miyop ve kontakt lens de kullanınca güneşin zararlı ışınları açısından gözlük dört mevsim zorunluluk benim için. Bütün gün ofiste aylak aylak online alışveriş sitelerinde gezerken, en büyük ihtiyacım olan güneş gözlüğü almakta karar kıldım. Ardından online optikleri gezmeye başladım. Okuduğum blog yazıları, tüketici yorumları sonucu Atasun Optik'te karar kıldım. Birçok  model arasından seçim yaparken epey zorlandım ancak Atasun Optik'teki Ray-Ban'leri görünce işim daha da kolaylaştı. İncelemelerimin ardından gözümün efendisini buldum sonunda. Hemen siparişimi verdim. Aldığım gözlük başta yüzüme gider mi diye endişe duysam da modeli yüzüme cuk oturdu. Başarılı ambalajlanması ve kısa sürede ulaşan kargo servisi ile de gönlüme taht kurdu. Erkek, kadın, çocuk hatta outlet için bile onlarca model mevcut. Hediye için de tercih edilebilcek türden. Benim modele şuradan ulaşabilirsiniz. Söylemesi ayıp bir de indirime denk gelince, benim için en güzel 8 Mart hediyesi oldu.

Peki sizin 8 Mart'ınız nasıl geçti? Neler yaptınız? İndirimleri fırsat bilip neler aldınız?